Wikipedia

Arama sonuçları

28 Haziran 2025 Cumartesi

Abigail Kim di?


           Abigail   ve Magda Szabo 

Yakın zamanda okuduğum "Szabo`nun Abigail isimli eserini yorumlamak  üzere yazıyorum. Aslında kitaba bir çok olumsuz eleştiri ile birlikte başladım. Kafamda ki düşünce Magda Szabo`nun herhangi bir eserinin bu kadar gömülmesi bana tuaf gelmişti  en azından yanlış zamanda okudular mutlaka dedim. Eser Türkçe'ye çevrilen en son romanı yazarın ve umarım bütün eserlerini yakın zamanda çevirirler.

Konu  Gina isimli babası ile Budapeste  de yaşayan üç yaşlarında annesini kaybetmiş bir Fransız bakıcı eşliğinde eğitilen bu kızcağız savaşın ortasında hayatın çemberinden geçmesi diyelim. Eseri okuduğumuz sürece yer yer kıza kızacak yer yer onu anlamaya çalışacağız aynı anda hayatın onu şekillendirmesini izleyeceğiz. Ikinci dünya savaşının etkilerini hepimiz yani bir çoğumuz çokça okumuş yada filmlerde izlemişizdir.

Romana adını veren "Abigail" kız yatılı okulu Matulada`ki oradaki eğitmenin yarattığı ve ögrencilerin de geliştirdiği hoş bir efsanedir.

Tamam olduğu gibi romanı aktaracak değilim ama cok severek heyecanla okuduğumu belirtmem gerekiyor.

Yazarın müthiş bir zekayla yazdığı her eserine hayran kalıyorum. 

Ebeveynlerinin etkisi ve örneği Szabó'nun hayatında önemli bir rol oynadı. Hikaye anlatmak ve tiyatro oynamak, hem ebeveynleriyle hem de kendi başına çocukluğunda günlük aktivitelerdi

Magda Szabó 1917'de Macaristan'ın Debrecen kentinde doğdu Akademisyen ve kamu görevlisi olan babası Elek Szabó (1879–1959) ona çocukluğundan itibaren akıcı bir şekilde Latince konuşmayı öğretti , ona Avrupa antik çağları hakkındaki kapsamlı bilgisinin temelini ve antik Roma ve Yunan tarihi ve edebiyatına olan takdirini verdi. Annesi Lenke Jablonczay (1884–1967) kendisi de bir yazardı, ancak eserleri hiçbir zaman yayınlanmadı.

Szabó, 1935 yılında on iki yıl eğitim gördüğü Debrecen Dóczy Kız Eğitimi Enstitüsü'nden (bugün Debrecen Reform Koleji'nin  Dóczy Spor Salonu) liseden mezun oldu.

1943 ve 1944'te Hódmezővásárhely'deki Reformcu (Macar Kalvinist) kız lisesinde öğretmenlik yaptı .Savaştan sonra Budapeşte'ye taşındı .

 1945'ten 1949'daki görevden alınmasına kadar Din ve Kamu Eğitim İşleri Bakanlığı'nda  film görevlisi, ardından edebiyat görevlisi olarak çalıştı  1947'de yazar ve çevirmen arkadaşı Tibor Szobotka   (1913–1982) ile evlendi .

  Szabó, 2002 yılında yazarın 1917'den 1935'e kadar olan yaşamını anlatan Für Elise adlı otobiyografik dizisini sürdürdü .  Günümüzde bu eser, yazarın Macarcadaki en popüler eserlerinden biridir. 

Debrecen'deki evinde kitap okurken öldü. 



11 Şubat 2025 Salı

Uzak Doğu Edebiyatının Hüzünlü Dalgaları

           

  

Şu sıralar asya edebiyatını biraz ön plana aldım. Hep okuyacağım diye bir kenara ayırdığım ne varki bir türlü okuyamadığım eserleri nihayet teker teker okumaya başladım. 

Kore'den Sun-mi Hwang'dan ''Hayal Kurmaya Cesaret Eden Köpek'' o kadar etkiledi ki ve bana kalırsa çocuk kitaplarından ziyade her yaş için diyebileceğim bir kısa hikaye.

Cuniçiro Tanizaki'den '' Bir Kedi , Bir Adam , İki Kadın'' Nefis bir kısa hikaye. 

Natsume Soseki'den ise ''Üç Köşeli Dünya'', ''Sanşiro'' , ''Madenci'', ''Ardından'' eserlerini okuyarak kendime okuma ziyafeti yaptım diyebiliriz. 

Bu eserleri okurken; gözlemlediğim sadece kültürel çeşitlilik değil, geçiş süreçi içindeki köksel değişikleri yani  töreler gibi görebiliyor ve bireylerin ailelerin uyum sağlamak yada uzak kalmak adına bir ikilem içinde kalmalarını da izleyerek bir nevi yaşıyorum. Ve bunları hikaye edişleri romanlaştırmalarında Uzak Doğu'nun kendine has (benim gözümde) efsanevi mistisk karakterisk özelliklerini tekrar tekrar izlemek nefis bir şey.   Ve sanırım devam edeceğim okumaya

 


14 Ocak 2025 Salı

İki Kitap İki Sesle Usta Yazarların Söylenişleri

Wilhelm Genazino ve  Alejandro Zambra 

          
   Dün akşam Wilhelm Genazino'nun ''Aşk Aptallığı'' na başladım ve beni oldukça sardı sarmaladı konu ilk başlarda. Sabah uyandığımda da devam ettim ne varki günlük rutinimde  Genazino'ya devam etme fırsatı bulamadım. Spordayken okuyamazdım amma dinleme sayesinde  kitap aşkımı devama aldım. Ne varki Genazino o kadar yer etmiş ki hafızamda sanki Zambra'yı okurken Genazino'nun sıkıntıyla benim yanımda Zambra'yı okurken buldum! O yanımda oflayıp puflarken ben devam ettim Zambra'ya. Kitaba konsantre olmam biraz zaman aldı.Genazino beynimin içinde  Zambra'yı eleştirip dururken en sonunda Zambra'nın ''Ağaçların Özel Hayatı''na tam olarak konsantre olmayı başardım. İyi bir kitap yine çok samimi duru bir anlatım bence biraz kendi yaşamından da esinlenmiş.  Aslında insan kendi yaşamına geçmişine bir dönüp baktığında anlatılanlarla özleştirdiği hemen hemen benzer bazı olay ve düşünceleri bulunca yandaşlık buluyor yazarla. Fena değildi !

Bir gün sonra: Nihayet Genazino ile beraberiz evet dün akşam ve bu sabah okuyup bitirdim bu eseri . Başlarda biraz takıntılı birinin yazdıklarını okuyormuş gibi oldumsa  sonradan kitap konu beni içine çekti.Dur bakalım neler olacak derken buldum kendimi. 

Ellinin üzeri yaşlarda bir erkeğin yaşlanma sendromunun bütün şikayetleri huzursuzluğu huzuru sevgilileri yaşamı yaşama bakış açısını epey didikleyerek anlatması içerik olarak sıkıntılı tabii. İnsanda fazla söz ve kelimelerin cirit attığı bu hava zamanla göze batıyor yok artık dedirten cinsinden Ne varki hayatımızın verdiği o stresi boşluk anlamsızlık hissini devamlı sosyal medyada praktik yaşamda yakınlarımızda sevdiğimiz   insanlarda yada  sevmediğimiz insanlarda devamlı gördüğümüz ve artık sıkıntılı insanlardan uzak durmaya karar verdiğin anda işte böyle kitaplar pek o kadar istenesi olmuyor.Genazino ilk orta sayfalarına kadar dayanmaya başlasanda teranelerin yenilenmesi hiç yeni bir şeyin olmaması roman süresince yaptığı monologlar aman be yeter artık dedirten duruma getiriyor. Aslında iki yazarda yaşamlarında karanlıkları monologlarıyla fantazileriyle okuyucuya sunuyorlar. EEE derken buluyorum kendimi. Sonuç mutsuzluğun roman olarak anlatıldığı bir yazı. İkiside iyi yazarlar bilhassa Zambra herşeye rağmen biraz daha hayatı sevenlerden diyebilirim. Neyseki bitti!  Laylay lom içerik aramıyorum kesinlikle amma bir şeyler ifade etmeli yani başlangıç sonuç aynı kederli sızlanışlarla bitiyor.


9 Ocak 2025 Perşembe

Şili'li Kritikerden Kitap Değerlendirmeleri...


      Alejandro Zambra ve Okumamak !

Yazarın edebiyata dair denemeleri ; eleştiriler ve yorumlarını içeren bir eser. Bu oldukça kapsamlı bir değerlendirme. Burada gözden kaçırılmaması gereken Zambra'nın okuma tutkunu olması aynı zamanda. Sadece yazan değil oldukça fazla okuyan biri ;  dünya edebiyatını çok yakından izleyen biri olması okurlar açısından bu edebiyat  değerlendirmelerini daha ilginç kılıyor.

 Zambra zaten sevdiğim bir yazardır ve çok genç olmasına rağmen oldukça iyi kıvrak bir zekayla yazılmış eserlerini okurken onu anlamak için zor olmuyor. Kendisini modern edebiyatta yazar olarak  kabul ettirmiş. 

Çevremin büyük çoğunluğunu Latin Amerikalılar  ve  yabancısı olmadığım toplumun  toplumsal  kültürel özelliklerini yakından takip etmek gibi oluyor bu. Ne varki kendi edebiyatlarını pek okadar sevmiyor çoğu.

 Yazarın  en sevdiğim yanı samimi özgün yazması , sadelikle yazdığı herşey  insana bir nevi yakın dostuyla konuştuğu izlenimini veriyor tabii o yakın dost da o anda onu okuyan okur oluyor.

İzlenimlerime göre 18 ile 40 yaş arası Türk okurlarının Latin Amerika edebiyatına ne kadar hayran olduğunu görmem beni pek şaşırtmıyor. Toplum olarak bazı bakımlardan yakınsal bir kültüre sahip olmaları onları aynı pist üzerinde dans edebileceklerini gösteriyor. Sadece dinsel olarak ayrılıyorlar; aynı melodram bakış aynı duygusallık her iki toplumda da göze çarpıyor. 

Bolano , Galeano, Vargas Llosa, Sabato nedense beni o kadar içine çekmedi iyi yazarlar değil falan demeyeceğim kesinlikle. Zaten çok azına göz atıp biraz okuyup bıraktım   Benim edebiyattan aradığım özellikleri onlarda bulamadım belki de generasyon farkı diyorum ben buna.

Zambra'yı sevdim çünkü geçmiş ve şimdiki zamanda bir köprü kurmuş sanki. Pinoche zamanını tam olarak yaşamamış olsada izlerini çok dolu yaşamış. Bunu eserlerinde de yansıtıyor.

Yazarın Cesare Pavese hakkında yazdıkları kafamda bir dolu muğlak sorular oluşturdu bunu biraz daha araştıracağım.


21 Aralık 2024 Cumartesi

Baumgartner ve Paul Auster'ın Muhteşem Vedası

                      Paul Auster Hayatıma Hoşgeldin!

                                               
Baumgartner'le tanışıp aşık olduğum yazarın bir kaç ay önce aramızdan ayrılmış olmasıyla nedense sanki bir şeyler kaçırdığım duygusu yaratsada diğer yandan da , olsun yine de iyiki tanımışım diyebilmem de ; yine yazarın bu son romanı sayesinde oldu. 
Yazarı çok sevdim. Neden derseniz bu romanını zaten kendini ölüme hazırlarken yazmış ve oldukça doğal ve olduğu gibi içten Nirvana'nın zirvesinden seslenir gibiydi. Okurken insanda öyle bir duygu yaratıyor ki (belki de bu  her okuru içermez) bir nevi ruhani bir mucizeyle hafifleyip Anna ile Sy'in hayatına konuk oluyor en sonunda da zaten öylesine bir bütünleşmeye geçerek sizin en yakın dostlarınız oluyor. Mekanları sanki yanıbaşında başınızı çevirseniz el sallayabileceğiniz düzeyde!

Evet burda ki aşk sevgi dostluk okurlarından bir çoğunun yok artık olamaz böyle şey deselerde!!!  evet  olabilir ilişkileri sahtelik içinde değil , birbirlerini oldukları gibi kabul etmişler. Ayfer Tunç'un anladığı gibi Sy , Anna'yı mükemmel olduğu için sevmiyor onu olduğu gibi kabul edebildiği biri olarak seviyor . Burada ki mükemmellik ne kadın da ne de adamda mükemmel olan bu şekilde sevebilmek. İlişkilerine sistemin iki yüzlülüğü girmemiş  o yüzden temiz ve iyi. Eğer derseniz hem bu sistemde olupda ondan etkilenmemek mümkün mü bence mümkün. Onlar yaratıcı bir sanatın içinde zaten bütünleşmiş ve kozaları var. Çok az olan dostlarıda kapılarını örtükleri zaman onların dünyasında değiller.
 Şunu da eklemeden geçemeyeceğim Anna'nın olağanüstü bir şair olduğu halde eserlerini başkalarıyla paylaşmaması özgüven eksikliği değil zaten onun paylaşmak istediği tek insan yanıbaşında bir başkasının şiirlerine vereceği değer o kadar önemli değil. 

Bu arada  sayın Ayfer Tunç ile Murat Gülsoy'un sunmuş oldukları ''dialoglar'' adlı proğramında ki  eserle ve yazarla ilgili söyleyişiyi de izlediğimi ekleyim. Bunu izlememin tabiki faydası da oldu en azından  kendimle onların düşüncelerindeki ayrımı bazen de aynı görüşde olduğumuz yanları görmek ikinci bir değerlendirme sağladı bana. Daha çok Murat Gülsoy'un fikirlerini benimsemem beni şaşırtmadı ne yazık ki Ayfer Tunç henüz tam olarak Feodal bir yapının yapıştırdığı düşünce yapısından tam olarak çıkamamış. Öyledir zordur bizlere yapışan bu ataerkil düzende yerimizi bulurken kıracağımız kabuklardan kurtulmak kolay değil kesinlikle.

Roman da detaylar o kadar çok ki ; normalde en nefret ettiğim şeydir detaylar, burdakileri sevdim ve yazarda ki bazı kopuklukları, kaçamakları da sevdim , her daldan dala geçişinde bir şefkat duydum yazara. Her bakımdan oldukça duygusal bir dalga içinde tuttu benı kitap hani ağlamanın eşiğinde değilde nerdeyse boğazınıza bir yumru gibi oturmuş hüzünlü bir şefkat  içinde okudum.
 Aslında burda ki oğlan kızı sevmiş kız oğlanı ; birlikte mutlu hayat sürmüşler değil, bazılarının sandığı gibi. İlişkileri  zaten çok tuhaf başlamış ve yine tuhaf bir son.... 
Şimdi burda anlatırsam olmaz amma okurken her satırından ayrı ayrı tat alacağınız olağanüstü etkileyici bir roman. Ayrıca şunu da eklemeden geçemeyeceğim kahramanlarımızın çocuklarının olmayışında ki durumda yazarın neden böyle olmasını istediğini öyle iyi anlıyorum ki hele ölümüne bu kadar yaklaşmışken yazdığı bir romanda gerçek hayatında oğlunun ona yaşattığı hayalkırıklığının korkunçluğu ki yanlış anlamayın bence her bir ebeveyn çocukların yaşattığı hayal kırıklığını kendileri içinde duyarlar bir anne yada baba olarak kendilerini yargılarlar. Ve  Auster de bu son veda romanında çocuk sahibi olmamayı seçmiş.
Ne var ki romanla dolu doluyum  ve şu anda başka bir romana başlamam zor. Tabii yeni bir Auster eseri olursa o ayrı konu...

9 Ocak 2024 Salı

Ölümden Sonra Dirilme yada Diriliş!


Lev Nikolayeviç Tolstoy


Tolstoy'un en önemli eserlerinden ''Diriliş''i Oldtimer grubuyla ; 2024 yılının okuma listesine eklenmesiyle, okumaya başladım.
 Aslında ilginç olan kitabı henüz 13 yada 14 yaşlarındayken okuduğumu ; çok beğendiğimi etkilendiğimi iyi hatırlıyorum hatta kürek mahkumu olan Katyuşa'ya büyük hayranlık duyduğumu da unutmamıştım amma aradan yıllar geçince doğal olarak yıllar önce okuduğum kitabdan anladığım yaşımın verdiği içerdiği bilgilerin doğruluğu bendeki bilgi kapasitesinin ötesine geçmemişti sanırım. 

Neyse şimdi romanın konusundan çok, asıl içeriğini anlatmaya çalışacağım. 18 yüzyılın Rusya'sında toplumu oluşturan iki sınıfın; yani zenginler (genelde soylular) ve fakirler (köylüler ve Alt tabaka) ; zenginlerin oldukça azınlıkta  fakat daha güçlü yargıyı , kurumları ekonomiyi , teknolojiyi ve toprak mülkiyetini ellerinden bulundurdukları oysa diğer sınıfın halkın yani çoğunluk köylünün ise hem eğitimsiz bırakılması kilise görevlilerinin halkı korkutucu safsatalarla yıldırmış olmaları, gerçekte İsa'nın öğretileriyle değil o sömüren sınıfın işin gelecek şekilde  hareket etmelerinden dolayı; her türlü haksızlığa mahkum edilmiş olmaları                cahilliklerinin zirvesinde olan bu alt tabakanın aslında bir nevi ölüme mahkum edilmiş olmaları.
 Burada ki Ölüme mahkumluk derken Kürek cezasını kast etmiyorum sadece. Daha doğumla başlayan açlık, bulaşıcı hastalıklarlarla mücadeleleri parasızlık ve tanrıya olan inanışlarının ne kadar zavallı bir duruma getirmeleri .
 Kiliseyi ve kilise görevlilerinin tanrıya olan görevlerini kendi çıkarlarına göre kullanmaları bana kalırsa tanrıyı korkunç bir canavar gibi gösteriyor aslında amma halkı bunu daha anlayacak güçte değil.
Kitabı okudukça o kadar fazla haksızlığın olması ve  adaletin olmaması ahlak dedikleri ve kullandıkları değerlerin ise fakirlerde ahlaksız olarak değerlendirdikleri bir çok şeyin  soylu sınıfın ahlaklı erdemli olarak yaptıkları şeyler oldukları.

Burda bana en ilginç gelen ise Nehludov'un nedense bir bir anda değişim geçirip kendi sınıfını karşısına alıp , gençliğinde yaptığı bir hatayı anlayıp pişmanlıkla hatasının kurbanı olan Katyuşa'nın hayatını değiştirmek ona yardımcı olmak için yaptığı bazı çabalarının bazen yetersiz kalması dahi yinede onu yanı Nehlodov'u adalet için mücedelesinde sendelemesine neden olsa bile yinede mücedele etmesi ve aslında burada dikkat edersek kendi ile olan hesaplaşmaları sınıfı ile hesaplaşması ve Rus halkının içinde bulunduğu durumu değerlendirmesi (çarlık Rusya'sı) inişleri çıkışları ve iç hesaplaşmaları bana çok ilginç ve müthiş güzel geldi. Hele ilerledikçe hem Nehlodov'un hem Katyuşa'nın kişiliklerinde olan gelişme kendilerini bulma halleri ise (siyasi mahkumlarla olan ilişkilerinin yardımı ile) tam bir biçim almasını izlemek ve bunun insana verdiği hoşnutluk bambaşka bir şey!

Yazarımız bir çok kitap yazdı  bana göre hepsi birbirinden güzel olan bu eserleri sevmemek mümkün değil. Tabii ilerledikçe bilhassa Sibirya'ya sürgüne giderken anlatılan Çarlık Rusyasındaki devrimci harekette yargılanan devrimcilerin onların başına gelenler bilhassa  68 kuşağını ; o zaman ki yaşananları  68 kuşağının devrimci mücadelesine olan inancımı tekrar tekrar hatırlattı bana.
Bu arada yazarımızla ilgili neler biliyoruz düşünceleri nelerdir diye düşünmemek elde değil.Bana göre her yazar kitaplarında bir şekilde kendilerinden mutlaka bir şeyler koyarlar. Sanırım bu yıl benim Tolstoy yılım olacak. Okuduklarımı tekrar okuyacak ve bütün eserlerini okuyacağım.Herkese iyi okumalar!
Yazarın hayatı ile de bir kaç kitap buldum onlarla devam ederim sanırım.




10 Ocak 2023 Salı

Adanmış Toprak Ve Sevebilmek!

                                André Maurois Diğer        İsmiyle Emile Salomon Wilhelm Herzog   

                                             
                Yazardan daha önce okuduğum eseri  ''İklimler''i okuyalı nerdeyse bir asır olacak. Kitabın beni etkilediğini ve yazarı sevdirdiğini bilmeme rağmen unutttuğum çok şey olduğunu  anlayınca tekrar okumak zaman kaybı değil bilhassa benim kazancım olur diyerek tekrar başladım ve ''Adanmış Toprak'' la birlikte bir değerlendirme yapıyorum. Kitapları ve yazarı bir inceleme ile anlatıyorum. Adanmış Topraklar'ı ise yakın zamanlarda okudum.                                   

İşin ilginç kısmı her defasında iyi yapıtlar okuduğumda beni şaşırtan her yazarın ayrı bir stili anlatım gücü olmasına rağmen her birinin beni bu kadar etkileyebilmesi. Bunu çok büyüleyici        buluyorum.   

İklimleri tekrardan okumam iyi oldu, burada eklemek istediğim diğer bir durumda Fransız klasik yazarları genelde dramatik trajedi türünde yazanların  genelde birbirine benzeyen stilde yazıklarını fark ettim. Pierre La Mure 'yi (Kırmızı Değirmen) bana sık sık hatırlattı Maurois. Belki de  Paris' te geçmesiydi hikayenin. Modern klasiklerde bu biraz daha değişik.

Genç yaşlarımda okuduğum ''İklimler'' bende çok etki yapmasını o zamanlarda  bende ki romantizmin etkisi altında olmamdan mutlaka. Tabiki şimdi okuyup değerlendirmem ise bambaşka.  Yine de değişmeyen bir durum varki aşk ve ilişkiler temelde yine aynı durumda.
Burda ki gibi  şimdi bile birlikte olduğumuz yada olmasını istediğimiz kişileri olduklarından başka görme eğilimimiz var. 

Ve bağımlılık tanrım ne kadar korkunç bir şey aşk diye adlandırılan şeyin bir çoklarına göre abartılmış bir bağımlılık olduğunu görmemek. Bağımlılık denince aklımıza ilk gelen uyuşturucuların bağımlılık yarattığı ne var ki birine bu kadar sapkın bir şekilde bağlanmakla bir eroinmandan aslında farkı yoktur. İklimler'de ki Philippe'nin dramla beslenen bir ruhiyatı var. Aslında onun hayatına giren kadınların vay haline diyebilirim ki yani öyle de gösteriyor sonuçlar. Zamanımız da da değişen pek fazla bir şey yok aslında. Her şey genelde çok basitken o kadar çok komplike ediyoruz ki hayatı , ilişkileri farkında bile değiliz bence.

Adanmış Toprak' da ise hikayenin kökeni kadın kahramanımızın cinsel ilişkiden hiç haz duymaması. Evlendiği ilk eşi olsun duygusal anlamda aşık olduğu ikinci eşi olsun ikisiyle bedensel aşkı yaşamak istemedi. Bunun nedeni aldığı eğitim de olabilir yada annesininde aynı tip biri olmasından dolayı da olabilir yada doğuştan frijit ( gerçi annesi bağnaz dindar cinsel aşkın günah sayıldığı bir dönem zaten romanın içinde geçen zaman)

Zamanımızda ise biz bunların en abartılmış halini yaşıyoruz. Cinsellik çok abartılmasına rağmen duygusal olarak da bir abartma var aşka aşık bir dolu insan. Aradaki dengeyi kurmak ne kadar zor olabilirki aslında. Aslında bunların gerçek nedeni toplumsal şartlanmalardan kaynaklanıyor bence. Ne kadar da mükemmeldir hem ruhsal hem fiziksel bir aşkı bulabilmek ve yaşamak.

İki eserde oldukça güzel  bence okuyun! Belki zamanımıza göre anlatım size yavaş gelebilir amma yine de beğeneceksiniz.



6 Ocak 2023 Cuma

Peki Kimdi Sait Faik ? Eserleri Ve Yaşamı!

  Türk Edebiyatının Mihenk  Taşlarından

        Sait Faik Abasıyanık'ı Tanımak!


Hep duyardım Sait Faik Abasıyanık'la ilgili söylenenleri yani kulaktan dolma bir aşinalık olmasına rağmen yazarı pek tanıdığım, onun  edebiyat dünyasında ki değeri hakkında pek bilgim yoktu. 

Önce sesli olarak dinleme başladım ''Havada Bulut Yok'' u , ne yazık ki içinde geçen bazı betimlemeler yüzünden hemen kesinlikle okumamam gerekir diye acele bir önyargıyla karar verdiğimi düşündüren Goodreads deki arkadaş çevremdeki okurların verdiği artı değerlerin  yüksekliğine bakarak , yazarımızı değerlendirirken acele etmemem gerekir diyerek baştan başladım Sait Faik ve eserlerine gereken değer verilmeli daha yakından tanımalıydım.

Yazarımızla ilgili internette ,edebiyat ve sanat  dünyasındaki  inceleme araştırmaları  okurken gerçekten çok şaşırdım.  Derinlemesine gidebilecek çok malzeme olduğunu fark ederek sevindim. 

Türk edebiyatında Sait Faik'den etkilenen oldukça fazla yazar varmış.

Sait Faik 1906 da Adapazarı'nda doğmuş ve 47 yaşında Burgaz adasında aramızdan ayrılmıştır.

Ailesi oldukça varlıklı ve seviyelidir. Hem içine kapanık hemde edebiyatta öykülerde yeni modern bir bakış açısıyla çığır açan Sait Faik'in kendini kabul ettirmesi daha kolay olmuştur diğer yazarlara göre diye düşündüm.

 Maddi her türlü desteği ailesinden almasına rağmen, diğer yandan; annesinin yazarın üzerindeki baskısı ,kontrolü (ne yazık ki bir çok annelerin uyguladığı adına da sevgi dediği! ) yazarı daha da ruhsal olarak hayata karşı güçsüzleştirmiştir. 

Tabiki oğluna  çok sevgi verdiği gerçeğini de bir tarafa atamayız amma bazen bu sevginin dozları onun hayatını kontrol altına almak kadar arttığında ( bu gibi durumu hatırlarsanız Nietzsche'nin ailesinin de yaptığı gibi) Sait Faik'in içinde yaşadığı aile bağları zindanını görmemek imkansız.

Yazmak onun için bir nevi kaçış yaşama tutkusu ve nedenidir.

Sait Faik'in cinsel tercihi bilhassa o zamanki (ve halen) türk toplumunda büyük sorun yaratır hele böyle dominant  anne ! artık yazarın yaşadıklarını siz düşünün. Bazılarına göre yazarın ilgisi genç çocuk yaşta erkek çocuklarına olan özel ilgisinden bahsetsede (Satre içinde aynı şeyler denmişti) bunun ne kadar gerçek yada iftira olduğunu kim bilebilir, bana göre biraz da karalama ve kıskançlıktan çıkma gibi.

Yazarın kendisine olan hayranlığım daha çok samimi ve gerçekçi bir üslupla yazmış olması kendini olduğu gibi kabul etmesi  ve bunu yazılarında öykü ve romanlarında göstermesi büyük cesaret ister. Ben yazara ''melankolik bir nihilist '' derdim kafamda. Mina Urgan'da bazı şeyler yazmış ne varki Urgan gibi dev ego  sahiplerinin genel davranışları; yani eski eşine nasıl adaletsiz davrandıysa aynı davranışları her zaman sürdürmüştür bence.

Türkiye'ye bir daha geldiğimde mutlaka Burgaz Adasına bir ziyaret yapmayı düşünüyorum.

Şimdi eserlerine geçelim ; Mahalle Kahvesi ve Havada bulut Yok la başladım okumaya.

Tam anlamıyla bir ''memleketimden insan manzaraları '' Nazımın şiiri burada öyküye dönüşmüş işte ve harika olmuş.Gerçekten sadece Türkiye de değil dünya edebiyatında da yer bulabilecek bir öykücü Sait Faik. Her hikaye de kendine has bir durum var ve birbirinin tekrarı kesin değil.

Kayıp Aranıyor romanına ise bayıldım açıkça. İyi ki okudum diyeceğim eserlerden.


4 Ocak 2023 Çarşamba

Napoli Hikayelerinin Karanlık Anlatıcısı!

              Elena Ferrante      

Napoli doğumlu İtalyan yazarı Ferrante'nin bir anda parlamasının nedeni eserlerinin bir alameti farika! olmasından çok bence gizem arkasına sığınması ve oldukça iyi lanse edilmesi. Ayrıca bütün eserlerini hemen hemen okuduğumda bende oluşan gözlemlemeye göre yazarın bir klinikte tedavi görmesi veya onu ziyaret edenlerden bir gazeteci yada bir edebiyata meraklı bir doktorun yardımı ile yazması olabilir.  Neden bu paranoya ya girdiğimi sorarsanız eserlerinde ki anlatım edebi değerinin eksik olması bir yana ,anlatıda ki bulunan kişilerin ruhsal çatlaklıkları. Beğenmediysen neden okudun derseniz beğendim kesinlikle amma ayakta alkışlayanlardan değilim. Okurken ayrıca büyük bir zevk aldığımı söyleyemem kesinlikle yani beni rahatlatan coşturan ruhuma esintili hoş bir etki yapması mümkün olmadığı gibi, çalkantılı bir ruh haline sokması da cabasıydı.
 Pazarlamasının bu kadar güzel olması ise ayrı bir konu. 
Toplumlar da sürü kültürünün en iyi bir şekilde yürümesini göze alarak kitabın az bir zamanda çok satacağını bilen birinin ortaya çıkardığı bu yazarı!  sürünün bayılacağı belliydi.
Ayrıca  şunu da belirteyim en az Italya'da hayranlık uyandırmış diğer ülkelere göre. Çevremde ki italyan yakınlarımda bazıları Ferrante'yi duymuşlar amma okumamışlar bile bazılarıda tanımıyor zaten ve bunlar edebiyata gerçekten ilgi duyan insanlar.

Karanlık Kız
Noel tatilinde okumaya başladığım kitabı bir kaç defa elime alıp  40 - 50 sayfadan sonra bıraktığım için tekrar başlamak zor olmadı. 
Kitabı tekrar elime alma nedenim berbat bir tv dizisi olması,( o kadar berbattıki sadece birinci bölümü izledim) üstelik oyuncularda en sevdiklerim. 
Olumsuz duyguların ağırlık verildiği bir hikaye olması, anlatıda ki kadın kahramanın biraz hastalıklı yani ruhsal olarak kişilik olarak da insanda tiksindi uyandıracak biri olması kitabı o kadar severek de okumadığımı yazabilirim amma yine de her şeye rağmen okunulur bir eser.  Devamlı  iyilik meleklerinin gezindiği konuları , mutlu sonları özleten kitapları okumak istesek de, bulunduğumuz zaman diliminde bu kadar kötücül bir hikaye can sıkıcı tabiki . 
Aslında gerçeğe oldukça yakın olması da daha insanın içini acıtıyor.
Genelde kimseyi yargılamak istememe rağmen hem burada hemde gerçek hayatta izlemlerimde artık genç annelerin bir nevi robot çocuk istedikleri. Burda ki kadın kahraman kendisi çok istediği için iki çocuk doğurup  ki tabiki çocukların doğmak için anneye yalvarmadıklarını biliyoruz ne varki annecik! için onlarla uğraşmak ağır geliyor.

Şunuda eklemeden yapamayacağım feminist olmanın her zaman eşitlik içermediğini biliyorum. Nasıl her insan aynı değilse kadınlarla erkeklerin temelde olan bazı farklılıkları var bunlar doğanın bize bağışı bence. Annelik kadar güzel bir duyguyu feminizm safsatası kullanarak babayla sidik yarıştıran bir anne ne yazık ki eksik ve bencil bir insandır. 
Kitabın içeriği acı verici fakat yapılacak bir şey yok çünkü gerçek hayatta da olan durumlar bunlar.
Okumak gerek kitabı.

1 Ocak 2023 Pazar

Karanlığın Solgun Beyaz İmgesel Dünyasında Muhteşem William Styron!

Karanlık Gözükünce 


                                                                         
   Yazarın daha önce okuduğum eseri ''Sophie'nin Seçimi'' asla unutamayacağım kitaplardan yıllar geçsede  bendeki etkisi silinir gibi değil ; bir kaç defa okumama rağmen umarım ilerde tekrar okurum. 

Genelde pek karanlık ruh hallerini anlatan kitaplara bakmayacak kadar ilerleyen yaşımda; doğal olarak biraz daha sakin , gerilimsiz, düşündüren amma çok üzmeyen kitapları okumayı tercih etmeme rağmen neden bu kitabı elime aldım derseniz;  yazara olan hayranlığım bütün olumsuzlukları silip süpürdü açıkcası.Gerçi biraz uzun sürdü okumak istemem amma  doğru zamanda doğru kitap diyerek başladım. İyiki de okumuşum. 

Paris'e kazandığı ödülü almak giden Styron zaten ruhsal bir çöküntü içindedir. Ve burada yani Paris'te gittikçe artan bunalımlı halini anlatan eser karamsar gibi görünse de bende bu etkiyi bırakmadı nedense, ve kitabı okurken yazarın Camus ve Emil Ayar'la ilgili saptamaların da ki yazdıklarına hayran kaldım. Oldukça ayrıntılı ve benim kişisel görüşümle de örtüşen bir durumun olması yazara beni biraz daha yaklaştırdı açıkçası. Nelerdi bunlar aşağıda kısaca yazacağım amma önce eklemek istediğim bir şey var, genelde depresif kitapları okumayı bir kenara bırakırım amma bunu neden bırakmadım derseniz yazarın daha önce okumuş olduğum ayrıca beyaz perde de izlediğim olağanüstü güzel eseri "Sophie'nin Seçimi" yazarın bu eserini de mutlaka okumam gerektiğini gösterdi. Ve iyiki öyle yapmışım. Kitap oldukça ince olmasına rağmen dolu dolu her satırı altını çizerek düşünerek okunmalıdır derim.Yazarın bu ruhsal çöküntüsüńü ben daha çok , alkol yada hayatın gerçeklerin den kaçarken kullandığı yol ve yöntemde ki kolay yolları artık kullanmadığı dan. dolayısıyla ile gerçek yaşam onun gibi sanatçı gerçekçi insanlara artık o kadar kolay değildir.  Böylesi bir durumda yanında ki sevgili dostu ve eşi Rosa'nın olması ise yazarın şanslı olduğu bir durumdur tabiki.

Varoluşçu düşüncenin yani yaşamı kabul etmek yada etmemek le ilgili bir çoğumuzun cevaplanmamış soruları olduğunu düşünüyorum. Bu eseri okuduğum dönemde yaşamanın varolmanın yükünü kaldıramayan bir yazar olan Virginia Woolf'un ilk eseri de elimdeydi,  aynı zamanda okuduğum ve aynı ruhsal bunalımlı yazarların yarattığı eserler ve yazarlar beni meraka düşürdü. Gerçi Woolf'un durumu biraz daha değişik yani  yazarın zaten şizofren olması yaşama dayanma noktası, incecik bir ipin üzerinde yürümeye çalışan biri gibi olması ancak yazdıkça hayatına bir anlam vermeye çalışan  Woolf son derece çaresiz bir katlanma içindedir yaşama.

Noel tatili için İtalya'ya  giderken hem uçakta hemde ordayken , yalnız kalabildiğim  akşamlarım süresince Styron dünyamı aydınlattı hemde kitabın karanlık olmasını göz önüne alırsak ne müthiş bir eser okudum artık  tahmin edebilirsiniz.

Burada anlatılan sadece Styron'nun bunalımları degil Emile Ayar olsun Camus olsun daha bir çok sanatçı ve düşünürlerin girdikleri derin girdaplardan çıkma çabalarını anlatırken bazılarının da yenilgisini öyle incelikle anlatıyor ki empati kurmamak mümkün değil.

Burada ne söylersem ne yazarsam eksik kalır. Okumanızı öngöreceğim kitaplardan...

12 Kasım 2022 Cumartesi

Travmatik Yazar Julian Barnes Ve Eserleri

   Julian Barnes ve Eserlerindeki Karanlık Dehlizlerinde Kayboluş!!!  

  Dün gece geç saatlere kadar okuduğum eseri ''Bir Son Duygusu''  bende tamamen yazara karşı (nerdeyse) bir antipati oluşturmasa da epey kafamı yormama , uykumu kaçırmama sebep oldu.Peki neydi bu eserde bu kadar travmatik olan. 

Aslında konu pek o kadar alışılmışın dışında değil. Sıradan hikaye denilebilecek bir hikayeyi öyle bir işliyorki yok artık yani ! dedirten cinsinden.

Konuyu birazcık açmaya çalışacağım. Tony Webster ve diğer iki İngiliz genci daha sonra aralarına aldıkları Adrian'la birlikte bir dörtlü olarak takılırlar ve liseyi birlikte bitirip aralarındaki ilişkiyi devam ettirmeye söz verip değişik bir yön çizip hayatlarına devam etselerde arada bir araya gelirler . Burada olan gençlerin aile yaşamlarına bağlı olarak bambaşka kişiliklerde olduklarını fark ediyoruz. Aslında en çok da Tony Webster sıkıcı, ailesinin kontrolünde ve onların terbiyesi ile koşullandırılmış, korkak özgüven yoksunluğu çeken bir genç. 

Neden bu kadar anlatıyorum çünkü bu genç üniversite yıllarında bir genç kızla kurduğu ilişki başlangıç ve bitişde dahil romanın bütün içeriğini kapsadığı gibi yaşlılık da da sorgulatan, sorgulayan bir çizgi izliyor. İlişki kurduğu kızı suçlu durumuna düşürmeye çalışmış bir nevi fakat o kadar geri zekalı bir davranışda ki kızın ona olan ilgisi yön değiştirip Adrian'a yöneldiğinde doğal olarak kıskanmasında ki onu tetikleyen dürtüyle Adrian'ın ona yazdığı  e-maili cevaplarken neler içerdiğini ancak  yıllar sonra o yaşlandığında okuyoruz. Ve anlıyoruz ki oldukça yaralanmış ve bu acıyla yazdıklarının o kadar korkunç olmamasına rağmen ortaya çıkardığı ve acaba bundan dolayımı mı dedirten durum bizi de şaşırtıyor. 40 yıl  sonra ilk defa kendisini sorguluyor fakat bunu yaparken hem kıza hem eski eşine hem kendine yaşattığı acılı sorgulama oldukça travmatik. Aslında okuduğunuzda göreceksiniz ki bu sadece olanların zaman aşımına uğraması, yada unutulması değil! Tony tekrar hatırlamaya zorlarken kendini, bir çok şeyi de kendini savunma  mekanizması içinde hatırlıyor ki!... ne zaman eski kız arkadaşı bir şekilde ona gerçekleri dolaylı yönden sunduğunda dahi suçluluğu kendine acıması şeklinde oluyor. Mutlaka 40 yıl sonra yanlışını  görmesi zaten  yaşananları, dramayı nasıl değiştirebilir. Değişik bir şekilde ele almış. Bu tip anlatılar beni çok üzüyor etkiliyor. Ama yazarın başarısını görmezden gelemiyorum tabiki.
Aslında bazı insanlar vardır  her şeyi her durumu kendileri ile ilişkilendirirler. Ve mutlaka o zavallı ben olayını yaşamak bir nevi zevk verir onlara. İşte bizim Tom Webster o zavallıcıklardan biri!




8 Kasım 2022 Salı

Yitik Ufuklar da Kaybolmanın Derin Arzusu

James Hilton ve Umut


İngiliz yazar James Hilton'u pek çok kimse tanımaz ama eski kuşaktan olanlar onun ''Elveda Mr.Jips'' adlı eserini okumuş yada filmini izlemiş olabilir.                                                                   
Senaryosunu yazmış olduğu Mrs. Miniver ise unutulmayacak bir yapıttır.   Çok uzun zaman önce okuduğum için bende unutmuştum aslında yazarı; ama ne zaman Mrs. Miniver ve Elveda Mr. Jips isimleri karşıma gelince hatırlamamak mümkün değil di tabiiki.                         
Gelelim  '' Yitik Ufuklar'' adlı son okuduğum eserine: kitabın bu kadar ince olmasına rağmen ,okumamın uzun         sürmesine gelince tek sebep eserden ayrılmak istememem  ve son bulmasını kabul edemem sanırım. eserdeki felsefi bir anlatım , ince bir zeka ve duygusal fakat ruhsal bir doyuruculuk veren içerik yani nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum beni benden aldı derler ya işte öyle bir eser. 
Konuyu zaten kitabın tanıtımında okuyorsunuz. Kaçırılan uçakta ki bireylerin başlarına gelenler ve insanlığın durumu , sorgulama ama önü açık cevaplar. Eseri okurken tek başıma değildim kesinlikle; bana  Nietzsche, Hz.İsa, Hesse, Buda , Camus , Satre ile birlikte beynimdeki  yılların biriktirdikleri idi. Ve iyiki okumuşum diyeceğim eserlerden uzun uzun bahsetmeyeceğim ama ilerde tekrar okumak isteyeceğim eserlerden.Mutlaka okuyun diyeceğim eserlerden. 


                     
            
  

12 Ocak 2022 Çarşamba

İrlandalı Yazar ; Colm Tóibín'den Efsanevi Bir Anlatım!

Deniz Fenerindeki Işık



İyiki okumuşum diyebileceğim eserlere bir yenisini ekledim diyebilirim.

Oldukça derinlikli bir içeriğe sahip olmasına rağmen ; kullanılan dilin sadeliği anlatım tarzındaki yalınlık okunulmasını daha  çekici hale getirmiş. (Çevirene bin teşekkür)

Ah! Aile ilişkileri yine !evet  evet, ama burada ki biraz daha değişik ; kitabı okurken mutlaka biraz kıyaslamalar yapacağız yada kendimizi onlardan biri yani romanın kahramanlarından biriyle özdeşleştireceğiz.

Onları nasıl anlayacağız bir bilseniz! Nedeni çok basit ; İrlanda olsun , dünyanın bir çok yerinde olsun  toplumda aile ve aile bireylerinden beklentiler, hiç bitmeyen kurallar,eskimeyen köhne zihniyetin nedense bir çok şeyde   yenilikler olmasına karşın aile de tam bir bağnazlık o kopması istenmeyen bağlar , bireysel özgürlüğün hiçe sayılması, hep karşımıza koyulan ;  ama o senin ailen! yada et tırnaktan ayrılmaz! kan sudan daha koyudur ! falan gibi bitmek bilmeyen klişeleşmiş sözler dizisi ardı ardına gelir. Sizi suçlu psikolojisine sokmak içinden ellerinden geleni yaparlar. Bunun bilincinde değillerdir bence. Onlar bu şekilde büyümüştür aynı gelenekler devam eder sadece.

Ayrıca şunu da eklemeden yapamayacağım ; aile bireylerinde her bireyin farklı olduğunu da unutmamak gerek. Herkesin iyi veya kötü kendi tarzı kendi deneyimi kendi düşüncesi yaşama bakışı vardır kendine has.

Gençken  hayatımda olan bütün yanlışlardan sorumlu tuttuğum genelde ebeveynlerimdi ama zamanla bunun yanlış olduğunu gördüm artık attığım adımlar kendimin verdiğim kararlar da kendimindi sorumluluk alma sırası bana geldiğini fark edince bazı saptamalarla yaşamım iyisiyle kötüsüyle kendime ait oldu .Tabii bu da tam bir bireysel özgürlük hissini veriyor.

Kitabı okurken mutlaka sorularınız olacak kendinize yada başkalarına.

Neyse fazla uzatmayım burda ki anlatım da üç kuşaklık bir aile dramı var. Okurken tabiki hepsine ayrı ayrı hak veriyoruz. Ne varki insanı isyan ettiren , oldukça fazla haksızlıklar da var ; suçlu kim dersek ne yazık ki en sonunda toplumun geri zihniyeti demekle yetinmek zorunda kalacağız.

Yanlış anlamayın mutlaka aile olsun yakınlarınız , sevdikleriniz kimle artık neler paylaşabiliyorsanız ; mutlaka bunlar çok önemli ve değerli ama burda bunlardan birine mecburiyetten  kaynaklanmadan  isteyerek severek yapılan özveriler yerine ; zorlayarak duygu sömürüsü kullanılarak katlanman gerektiği yolunda ki zorlamalar olduğunda bireyin buna katlanması zor oluyor ve isyan ediyor açıkcası .Bir birey olduğunu ve buna saygı duyulup kabul edinildiğini görmek hissetmek ilişkileri daha anlamlı kabul edilir hale getirecektir.

Zaten her canlı olarak yaşadığımız sürece hepimizin birbirine karşı bir sorumluluğu var ama kendimize karşı olan sorumluluğumuzu bir kenara itmek kadar yanlış bir şey yok bence.

Kitap bittiğinde üzüldüm açıkcası ve içim acıdı bir nevi.Çok sevdim eseri ve yazarın diğer eserlerini de okumayı merakla bekliyorum. Bir eserinin filmini izlemiştim ve harikaydı. ''Brooklyn'' mutlaka bir çoğunuz izlemiştir.


8 Ocak 2022 Cumartesi

Babalar ve Oğullarla Altan'lara Bir Bakış !

İpek Böceği Cinayeti: Fotoğraflarla Çetin Altan'ın Yaşam Öyküsü


Ahmet Altan'nın ''Osmanlı Dörtlemesi'' ni okurken Altan'lar hakkında  bir çok şey bilmeme rağmen biraz baba Altan'nın hayat hikayesini merak etmiştim. Daha çok geldiği sınıfla ilgiliydi bu merakın nedenleri. Amaç önyargılı olmak değil mutlaka bilhassa olmamak için daha bilgili olmak gerektiğini düşündüm.

Solmaz Kamuran tarafından yazılan bu biyografik kitap Çetin Altan hakkında yazılanların en iyisi diyebilirim. Yazar Altan'ın eşi olmasına rağmen bence oldukça tarafsız bir tarz da yazmış. 
Aziz Nesin ve bir çok değerli Türkiyeli yazarlar gibi Çetin Altan da hayatının dört de üçünü nerdeyse kodes de geçirenlerden.

Onunla yıllar önce bir panelde karşılaşmıştım. O zamanlar gençliğin verdiği naiflikle salon sosyalisti dediğimiz sınıflandırmaya giren Altan'ı hor gördüğümü esefle söyleyebilirim. Halbuki yıllar sonra bambaşka bir bakış açısıyla gözlemleyebiliyorum ; o zaman ki kıstaslarımız biraz çocukça ve bilgisizce idi. 
Bu kitabda bir çok resimler var. Keşke ilerde bir yazar Çetin Altan'ı anlatan güzel ve geniş bir roman yazsa ne iyi olurdu.
Bambaşka bir kişilik sıra dışı diyebileceğimiz biri, kişilikli ve tam anlamıyla bir bilge. Tabiki bu benim şahsi görüşüm. Bence okunulması gereken bir eser zaten çok kısa. Resimler çok yer kaplamış sayfalarda. Dediğim gibi daha uzun bir yaşam hikayesini yazan olsa çok ama çok iyi olur.

Diğer taraftan Mehmet Altan'dan henüz hiç bir eser okumadım ama Ahmet Altan'ın bir çok eserini okumuşumdur. Bazılarını çok beğendim bazıları da idare eder cinsinden. Aşağıda yazarın bir  söyleşisini içeren bir video var sanırım izlemek istersiniz.


Ahmet Altan Kıraathane'de: Hapiste Yazılan Üç Kitap


5 Ocak 2022 Çarşamba

Edebiyat Ustası Ahmet Altan'dan Osmanlı Dörtlüsü

Kılıç Yarası Gibi,İsyan Günlerinde Aşk
    Ve Ölmek Kolaydır Sevmekten!   


                
      
    Osmanlı dörtlüsünü okumaya baslamadan önce ki Goodreads de yazdığım not:
Daha önce okuduğum halde aradan uzun zaman sonra tekrardan okumaya başladığım en sevdiğim Türk yazarlarından biri olan Ahmet Altan'a yıl bitiminde başlıyorum.Okuyucuyu mest eden bir bir yazı ustası sayın Altan. Hayat Hanım'a başlamadan önce Bir Ahmet Altan serisine başlıyorum ; tekrardan  okumak durumunda olacağım bazılarını dolaysiyle...  
             
Ve  değerlendirme:
dörtlünün ilk iki cildini tekrardan okumama sebep, Ahmet Altan'nın şu yeni eseri oldu. '' Hayat Hanım'' Yazarımızın tutukluyken yazdığı eserlerden biri. Bu kitabı okumaya geçmeden en azından elimdeki Altan'a ait diğer kitabı okumam gerektiğiydi .

Ne var ki kitablığımda dörtlünün üçüncü kitabını henüz okumamış olduğumdan bir nevi görev  addedip başladım tekrar seriye. 
İyiki okumuşum uzun zaman olmuştu hem tekrar hatırlamak anlamında elden geçirmek iyi oldu. Yazarımızı okurken ne kadar hayran kalsamda akılda kalacak bir etkisi olmuyor , sadece ne kadar beğendiğini hatırlaman dışında ; bazı kitaplarda pek sevilmez tekrardan okumak , ama yazarımızın edebiyat alanından kelimelerden inşaa ettiği  her eseri okumak bir zevk. 

Evet akıllarda kalan satırları yok ama sadece çok zevk veren bir okuma olduğunu biliyorsun. Anlatılanlar genelde okurken etkileyen ama kitap bitince geride herşey geride kalıyor. Evet bazı eserler ise insanı o kadar etkiler ki silinmez okuduğun satırlar zihninden.
Örnek olarak ''Yolcu Ve Ay Işığı'' '' ''Katalin Sokağı''nı verebilirim.. 

Klasiklerden ise bir çoğu böyle unutmak mümkün olmuyor. Demek istediğim yazarı beğenmeme rağmen eserlerinin klasikler arasına gireceğini sanmam ilerde ; gerçi ilerde kitap okumak yada yazmak gibi bir durum olur mu bilmem.

Osmanlının yıkılış dönemlerini anlatan eserlerinden oluşan bu külliyatın henüz dördüncü cildini yazmamış yakın zamanda yazacağını söylüyor bir söyleşisinde yazar. 
Romanlarında erotizme oldukça büyük yer ayırmış ve güzelliği haddinden fazla yüceltmiş. Soylular dediği sınıfı anlatırken onlara ne kadar hayranlık duyduğunu anlıyoruz. Eserinde ki kahramanları zirvede kılan  en çok iki sıra dışı güzel kadının başarıları egoları en berbat yönlerini bile bir övgüyle anlatması çok ilginç. 

Babası Çetin Altan'dan daha değişik bir tarzı var yazarımızın.Bu fark ediliyor.Kesinlikle kıyaslama yapmak istemiyorum.İkiside muhteşemler.

Okurken bir durum dikkatimi çok çekti ki bunu sadece Altan'nın kitaplarına dayanarak demiyorum ; ''Şakirpaşa ve ailesi'' gibi bir çok geçmişi romanlaştıran yazarların anlatılarında bu iyice anlaşılıyor ve anladım ki Yabancı sermaye ye Osmanlıyı yada Türkiye'yi peşkeş çeken sadece Osmanlı Padişahları değil , bilhassa bu çürümüş yozlaşmış ; soylu sınıf diye adlandırılanlar. En çok da Fransa'ya yalakalık yapanlar. Burada karşı olduğum tabiki sadece o ülkelerin sermaye sınıfları her zaman ki sömüren taraf, Tabii İngiltere ve Amerika da unutulmamalı! Bu ülkelerin edebiyatı sanatı ve halklarına karşı diyebileceğim hiç bir şey olamaz tabiki.
Evet oldukça konu dışı gibi görünsede bu bir yadsınamaz gerçek benim için .
Diğer yandan Ahmet Altan olağan dışı bir anlatı ustası.Her kitabını  çok severek okudum.  Osmanlı dörtlüsündeki kahramanlardan, en çok Şeyhi sevdim ; bağnaz bir din adamı değil kesinlikle. Mutlaka burada bir kaç kelime yeterli değil onu anlatmaya okuduğunuz zaman anlarsınız hayran olmamak elde değil.

Yazarın çok beğendiğim diğer özelliği ise yazdıklarını araştırarak yazması bir çok kaynak kullanması. 
Yıllar önce bir dostuma yazar olarak Ahmet Altan'ı çok beğendiğimi söylediğimde - bende beğeniyorum ama sanki kadınları anlayan sadece kendisi imiş gibi davranıyor demişti.
o zaman hak vermemiştim ama biraz Narsistik  davrandığını düşünüyorum yazılarına bunu yansıtıyor.
Dörtlü Osmanlı Külliyatına gelince bence okunulası bir eser ; biraz belki fazla uzatmış ama yinede severek okuyor insan. Kitap ve yazar sayesinde aklıma hemen neden hala , baba Altan'ı anlatan Solmaz Kamuran'dan ''İpek Böceği Cinayeti'' ni okumadığım geldi. Ve hemen ona başladım. Altanların geldiği sınıfı çok merak etmiştim açıkcası.
Hiç bir zaman insanları geldikleri sınıflara göre eleştirmem ama geldikleri sınıf kokuşmuş düzenbazlar takımına aitse mutlaka o sınıfla ilgili söyleyeceklerim vardır. Hele o boktan soylu dedikleri sınıfı yüceltiyorlarsa eh yani artık denecek çok şey var demektir. 

Benim Soyluluktan anladığım kitabdaki kahramanlardan ''Ragıp Bey'' gibiler. Gerçi yazar onu şarklı karakteristik özelliklerinden dolayı biraz itmiş gibi geldi! Dilara ve Rukiye de ayrıca oldukça sevilesi karakterler. Yazarın yer yer kahramanların sonlarını söylemesi insanı bir beklentiye sokuyor şahsen bilmemek isterdim. Kargaşaya koyuyor okuyucuyu -hani niye hala ölmedi falan gibi beklentilere kapılıyor bildiğin  durumu okuyup geçmek istiyorsun.

Mutlaka kitaplarla ilgili çok az bahsettiğimi düşüneceksiniz ama diyeceğim tek şey sadece mutlaka okuyun olacaktır. Sarsıcı olmasada biraz destansı hava vererek yazılmış aşkın , şehvetin ve bilgeliğin kaynaştığı ; savaşın ve  bağnazlığın yıkıcılığını harika betimlemeleriyle süsleyerek size tam bir okuma şöleni sunuyor bu üç eserle.